Dilimde asılı kalmış cümleler

Ne zaman dilimle ıslatmaya kalksam cümlelerimi ayazda kalıp donuyorlar.
Hiçbiri güneş yüzü göremeden dilimin gölgesine çekiliyor.
Gözlerimin ardında gizli saklı bir yerden beynime vuruyorlar yazılmamış,
söylenmemiş ayazda kalan cümlelerim.

Hep arka sıralarda otururdum. Ben orda öğrendim sıra sıra dizmeyi
aklımdakileri. Aklımdakiler dilime çarptığında ya üşürdüm yada terlerdim.
Ateşim cümlelerime vururdu.Söyleyecek ne çok söz kalmış yarım yamalak. Bazen
sıkılır sessizlikten ayazda donmuş cümlelerimi ateşe verir yakardım.
Cümlelerim yandıkça ince ince sızlardı birilerinin kalbi.

Devamını Oku…


Hayat bir salıncaktır.

Hayat bir salıncaktır.

Ona doğduğumuz andan itibaren bineriz ve sallanmaya / yaşamaya başlarız.Küçükken çok hızlı sallanamadığımız için pek bir şey göremeyiz dünyaya dair. Bu yüzden mi yoksa bildiğimiz tek şey olduğu için mi bilinmez ama sürekli ağlarız. Ellerimiz ilk olarak gözyaşını keşfeder. Sonra ellerimizi keşfederiz gözlerimizle, sonra ayaklarımızı. Ayaklarımızı keşfedince daha bir hızlı sallanmaya / yaşamaya başlarız. Fakat henüz sallanmaya dair pek bir şey bilmediğimizden düşecek gibi oluruz salıncaktan kimi zaman. Ama korkmamalıymışız; düşe kalka büyüyecekmişiz çünkü.

Bir ara bir de bakarız ki düşmeden daha hızlı sallanmayı öğrenmişiz. Çok seviniriz ve hemen incelemeye koyuluruz dünyayı, insanları. Fakat dünya çok şaşırtır bizi. Zira salıncakla ön tarafa doğru gittiğimizde, yeşilliklerle bezeli, mavilerle süslü, tertemiz bir dünya ile karşılaşırken; arka tarafa doğru gittiğimizde ise, ucu bucağı görünmeyen binalarla, zehirli olduğunu sonradan öğreneceğimiz gazlar çıkaran arabalarla ve fabrikalarla ve tabii oldukça kirlendiği gözlenen bir dünyayla karşılaşırız. Bir daha arka tarafa doğru sallanmak hiç istemeyiz. Fakat sallanmanın / yaşamanın vazgeçilmez kuralıdır bu; bir ön tarafa gitmelisiniz, bir arka tarafa. Ama yine de salıncağımızın temiz olan dünyaya yada dünyanın temiz yanına doğru kurulması ile teselli bulurken, salıncakları kirli tarafa bakan arkadaşlarımızı esefle izleriz. Bir yandan da düşünmeden edemeyiz; neden dünyayı da bizim gibi, bir leğene koyup da yıkamıyorlar? diye.. Ancak sonradan anladığımıza göre kirli olan dünya değil, insanların yürekleri imiş!..

Devamını Oku…


Aşk Acısı

Aşk Acısı 

 Aşk, insanoğlunun hissettiği en güzel duygu… Onunla beraberken çok mutlu ve huzurlusunuz… Ama ne yazık ki, aşkınız sonsuza kadar devam edemiyor…
FIRTINALI başlayan aşklar kasırgayla sona erebilir. Ama işler umduğunuz gibi gitmeyebilir. Onunla yaşadığınız unutulmaz anlar sizin için bir kabusa dönüşebilir. Bu durumda yaşanan güzelliklerin ardından her şeyin bittiğine inanmak elbette ki çok zor.

Fakat bu zor dönemi aşmanın da yolları var. Yeter ki kendinizi iyi hissetmekten alıkoymayın. Unutmayın kendinizi harap ederek hiçbir yere varamazsınız. Uzmanlar, bu zor dönemi en iyi şekilde atlatmanız için şunları öneriyor:

* Sosyal yaşamdan kopmayın. Bu dönemde yalnız kalmak isteyebilirsiniz, ancak yalnızlık, kendinizi iyi hissetmenizi sağlamayacak, sizi daha çok yıpratacaktır.

Aileniz ve arkadaşlarınızla daha çok zaman geçirin, belki de onları uzun zamandır ihmal ediyordunuz.

Devamını Oku…


Aşkın Mevsimleri

Aşkın Mevsimleri 

 
Her iliski bir bahceye benzer. Eger yeserip gelismesi isteniyorsa, duzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava degisiklikleri kadar, mevsimleri de dikkate alarak ozel bakim gosterilmelidir. Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayiklanmalidir. Tipki bunun gibi, askin buyusunu canli tutmak icin de, mevsimlerini anlamali ve askin kendine ozgu ihtiyaclarini doyurmaliyiz…

Aşkın İlk Baharı

Asik olmak, ilkbahar gibidir. Sonsuza dek mutlu olacakmisiz gibi birduyguya kapiliriz. Esimizi sevmemek aklimizin ucundan bile gecmez. Bu bir saflik donemidir. Ask olumsuz gibi gorulur. Her seyin kusursuz sanildigi ve tikir tikir isledigi buyulu bir donemdir bu. Esimiz tipatip bize uygun gorunur. Hic caba harcanmaksizin, uyum icinde dans ederiz ve sansimizin yuzumuze gulmesinin tadini cikaririz ..

Devamını Oku…


Sayfalar: 1 2 3 ... 10